08 Mar
08Mar

Bu hafta biraz kendi içime döndüğüm, bedenimin sesini dinlediğim ve nadasa çekildiğim bir süreçten geçiyorum. Tam da bu sessizliğin içinde, dış dünyadan yükselen o gürültülü "savaş" sesleri ve karmaşa üzerine düşünürken buldum kendimi. Yıllar önce şifa yolculuğuna ilk adımlarımı attığımda ustamın söylediği bir cümle, bugün sanki zihnimde yeniden yankılandı: "Dışarıda ne oluyorsa, onun alt sebeplerinden biri de sensin."İlk duyduğumda "Nasıl yani? Dünyanın öbür ucundaki çatışmanın benimle ne ilgisi var?" diye direnmiştim. Ama bugün biliyorum ki; dünya bizim dev bir aynamız.

Kendi Küçük Dünyamızdaki Büyük Savaşlar

Sınırlar, toprak kavgaları, "orası benim olsun, burası senin kalsın" hırsları... Bunların hepsi aslında bizim kendi iç dünyamızdaki çatışmaların makro birer kopyası. Kendi minik dünyamızda kimlerle savaşıyoruz? Geçmişimizle mi? Bize haksızlık ettiğini düşündüğümüz o eski arkadaşla mı? Yoksa her sabah aynada gördüğümüz o kişiyle mi?İçimizde söndürmediğimiz o küçücük öfke kıvılcımı, birleşip dev orman yangınlarına dönüşüyor. Biz kendi içimizdeki o "haklılık" savaşını bitirmeden, dünyanın huzura ermesini beklemek biraz beyhude bir çaba. Oysa gökyüzünün altında topu topu 70-80 yıllık bir misafirliğimiz var. Bu kısacık ömürde sınırları, egoları ve "o bana bunu dedi"leri bu kadar ciddiye almak ne kadar anlamlı?

"Hala Orada mısın?"

Şifa eğitimlerimin birinde bir konuya takılıp kalmıştım. Ustam bana dönüp, "Pelin, hala burada takılıyor olamazsın"demişti. "Çok şey değişti, dönüştü. Sen burada bu öfkeyi tutarken, o insanlar belki de kendi yollarında bambaşka birine dönüştüler."Gerçekten de öyle. Geçmişten, atalarımızdan, yaşanmışlıklardan heybemizde bir sürü yükle geliyoruz. Ama şu an sormamız gereken soru şu: "Heybemde bunlar var evet, ama şu an bana ne lazım?" Ah vah etmek yerine, o yükleri nezaketle yere bırakıp kendi iç barışımızı imzalamanın vakti gelmedi mi?

Kakao Sermonisinden Kalan Şifa Notları

Bu hafta yaptığım kakao sermonisinin ardından çıkan mesajlar, aslında hepimize birer pusula niteliğinde. Zihnimiz sürekli bir şeyler istiyor, planlıyor, kontrol etmeye çalışıyor. Oysa sistem bize fısıldıyor:

  • İstemeyi bırak, hayallerinin peşinden git. (Zihinden kalbe in.)
  • Hiçbir şey bilmen gerekmiyor; sadece uçmayı dene.
  • Bize güven ve artık rahat bırak.
  • Teslimiyete geç, yüreğinin sesini dinle ve içindeki ışığa sahip çık.

Işığı Akıtmak

Bizler bu dönemde, bu dünyada bir sebeple varız. Belki de görevimiz sadece o karanlıkların içine kendi ışığımızı akıtabilmek. Ama bunun için önce o ışığı kendi içimizde bulmamız, kendi sulhumuzu sağlamamız gerekiyor.Bu hafta kendine şu soruları sormaya ne dersin?

  • Bugün nasılım?
  • Gerçekten ne hissediyorum?
  • Şu an (başkasına değil, kendime) neye ihtiyacım var?

Küçük bir meditasyon, derin bir nefes ve kendinle barışık bir an... İnan bana, senin içindeki o huzur dalga dalga yayılıp dünyayı iyileştirecek güce sahip.Sevgiyle kal, ışığına sahip çık.

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.