Hiç zihniniz “her şey yolunda, sakin ol” derken, midenizin neden düğüm düğüm olduğunu ya da omuzlarınızın neden kulaklarınıza kadar çıktığını merak ettiniz mi? Neden bazı insanların yanında sebepsizce dilinizin tutulduğunu ya da basit bir "hayır" kelimesinin boğazınızda düğümlendiğini? Bugün; zihninizin ikna olduğu ama bedeninizin bir türlü onaylamadığı o aralıktaki hikâyeyi konuşacağız. Çünkü gerçek şu ki: Beden, zihnin söyleyemediklerini söyler.
Modern dünyada çoğumuz ne düşündüğümüzle meşgulüz; ne hissettiğimizi ise çoğu zaman fark etmiyoruz. Oysa hisler, bedenin diliyle konuşur. Düşünce zihinseldir; his ise bedensel bir deneyimdir. Kelimelerden önce gelir.En doğru cevabı aslında biz zaten biliyoruz ama ne yapıyoruz? Yedi mahalleye soruyoruz, herkesin fikrini alıyoruz ve kendimizi daha da karıştırıyoruz. Unutmayın; kendini duymayan insan, başkalarının gürültüsünde kaybolur. Eğer bedendeki bu küçük sinyalleri okumayı reddedersek, sistem sesini yükseltir. Bugünün "açıklanamayan" kronik ağrıları, aslında bedenin yıllar önce fısıldadığı ama duyulmadığı için artık bağırdığı cümlelerdir.
Sınır koymayı hep bir "nezaket" ya da "özgüven" meselesi sanıyoruz. Oysa sınır koymak sadece zihinsel bir karar değildir; önce beden "hayır" der. Mide kasılır, nefes daralır, içten gelen bir geri çekilme isteği doğar.Biz ise "Ayıp olur" veya "Abartıyorumdur" diyerek o sinyali bastırırız. Şunu bilmek çok rahatlatıcı: Sınır koyamamak çoğu zaman ahlaki bir zayıflık değil, nörolojik bir güvenlik meselesidir. Birine "hayır" dediğinizde sinir sisteminiz "tehlike" algılıyorsa, bedeniniz sizi korumak için "donma" veya "uyumlanma" moduna geçer. Beden "hayır" demeden, zihin gerçek bir "evet" diyemez.
Peki, beden neye göre "güvende değilim" diyor? Burada bilimsel bir kahramanımız var: Vagus Siniri. Bu sinir, beynimizle organlarımız arasındaki bilgi otoyoludur. Görevi sürekli çevreyi tarayıp "Burası güvenli mi?" sorusuna yanıt aramaktır.Eğer sinir sisteminiz regüle değilse (sürekli tetikte olma, kontrol ihtiyacı), zihniniz "Ben güvendeyim" dese de bedeniniz buna inanmaz. Polyvagal teoriye göre beden, sosyal etkileşimden önce güvenliği sorgular. Güven yoksa, zihin ne söylerse söylesin beden savunmada kalır. Unutmayın: Beden sakinleşmeden, zihin ikna olmaz.
Bu anlatının dayandığı bilimsel çerçeve, nörobilimci Dr. Stephen W. Porges tarafından geliştirilen Polyvagal Teoridir. Bu teori, otonom sinir sisteminin yalnızca “savaş ya da kaç” tepkisinden ibaret olmadığını; bedenin güvenlik algısına göre farklı sinirsel durumlar arasında geçiş yaptığını ortaya koyar.Polyvagal teoriye göre beden, bilinçli düşünceden önce çalışan bir mekanizmayla çevreyi tarar. Bu mekanizmaya nörosepsiyon adı verilir. Nörosepsiyon, beynin bilinç dışı düzeyde “Şu an güvende miyim?” sorusuna verdiği fizyolojik yanıttır. Yani beden, kelimeleri ya da mantıklı açıklamaları değil; ses tonunu, yüz ifadelerini, beden duruşlarını ve ortamın genel hissini değerlendirir.Araştırmalar, vagus siniri aktivitesi ve kalp atım hızı değişkenliği (HRV) yüksek olan bireylerin stresle başa çıkma, duygularını düzenleme ve sosyal bağ kurma becerilerinin daha güçlü olduğunu göstermektedir. Bu nedenle güncel psikoterapi ve travma çalışmalarında, bedeni merkeze alan regülasyon yaklaşımları giderek daha fazla kullanılmaktadır. Polyvagal teori her şeyin cevabı değildir; ancak beden, hisler ve sınırlar arasındaki ilişkiyi anlamak için güçlü ve bilimsel bir zemin sunar.
Amaç hisleri "düzeltmek" değil, onları duymayı öğrenmektir. Sinir sistemi regülasyonu, bedeni sakinleştirmeyi öğrenmekle mümkündür ve bu bir anda değil, pratikle gelişir. Bunu şu an, tam şu saniyede bile deneyimleyebilirsiniz.
Hadi gelin, şimdi birlikte küçük bir regülasyon pratiği yapalım:
Kendi bedeniyle bağ kuran bir insan, dünyanın en güçlü sınırına sahiptir. Çünkü o artık sadece mantığıyla değil, tüm varlığıyla oradadır. Bedeninize iyi bakın, o sizin tek gerçek eviniz.
SEVGİYLE
PB