
Hayatın temposu içinde kaç kez kendimizi bir duruma, bitmiş bir olaya, bir duyguya ya da bir insana takılı kalmış halde buluyoruz? Ufak bir pürüzde, beklentimizin karşılanmadığı küçük bir anda hemen kabuğumuza çekilmek ya da köprüleri yıkmak en kolay yol gibi görünebilir. Eskilerin çok güzel ve anlamlı bir lafı vardır: "Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış."
Oysa o küskünlükle, o ani geri çekilmeyle aslında dağa bir şey yapmayız. Sadece kendi manzaramızı daraltır, yolun devamında bizi bekleyen olası güzellikleri ve derin kesişimleri kaçırırız.
Peki, hayatımızda gerilimler veya tedirginlikler belirdiğinde hemen kaçmak yerine durup alan açmayı denesek ne olurdu?
Duyguları Birer Misafir Gibi KarşılamakZihnimiz ve kalbimiz adeta bir otel gibidir. İçeri gün gelir neşe ve büyük bir heyecan girer, gün gelir endişe, korku ya da hayal kırıklığı... Mindfulness (bilinçli farkındalık) yaklaşımının en temel öğretilerinden biri, gelen duyguyu hemen değiştirmeye çalışmadan veya ondan kaçmadan onu ağırlayabilmektir.
İçimizde yükselen olumsuz bir duyguyla karşılaştığımızda iki aşırı uca kayma eğilimimiz vardır:
Duyguya saplanıp kalmak: Onu hayatın tek gerçeği sanıp büyütmek ve kendimizi klinik düzeyde bir ağırlığa, depresif bir sürece sürüklemek.
Duyguyu bastırmak ve kaçmak: "Hemen sileyim, hemen kapatayım" diyerek savunma mekanizmalarını devreye sokmak.
Oysa yapabileceğimiz en sağlıklı şey; o duyguya bakıp "Seni görüyorum, şu an buradasın" diyebilmektir. Bir duygunun varlığına izin verdiğimizde, onun bir süre sonra tıpkı hava durumu gibi değişip akıp gittiğini fark ederiz.
Eşyalardan İlişkilere: Bağ Kurmak Ama Düğüm OlmamakBu durum sadece insan ilişkilerimizle sınırlı değil. Yaşadığımız evler, giydiğimiz kıyafetler, kullandığımız eşyalar... Hiçbiri ömür boyu bizimle gelmiyor. Hayatın özünde durmaksızın devam eden bir devinim var.
Buna rağmen kimi zaman bir kıyafetimizden bile ayrılamayacak kadar katı bağlar kurabiliyoruz. Değişime ve geçiciliğe gösterdiğimiz bu direnç, ikili ilişkilerimize de yansıyor. Geçmişte yaşadığımız kırılmalar yüzünden yeni bir adıma niyetlendiğimizde koruma duvarlarımızı hemen örmek isteyebiliyoruz.
İlişkilerde güvenli bir bağ kurabilmenin yolu, karşı tarafın da benzer tedirginlikleri ve insani kaygıları olabileceğini kabul etmekten geçiyor. İki tarafın da birbirini incitmeden, hemen yargılamadan, arkadaki niyeti görebilme çabası son derece kıymetlidir.
"İyi Ki Vazgeçmedim" Demenin hafifliği sırf içimizde küçük bir sıkıntı veya korku belirdi diye hemen kapıyı çarpıp gitmediğimizde, kendimize ve duruma biraz zaman tanıdığımızda hayat bize şaşırtıcı kapılar açabilir.
Bir olumsuzluk yaşadığımızda zihnimizin "Bak gördün mü, her şey yine kötü gidecek" tuzağına düşmemek gerekir. Yaşanan her şey sadece tekil bir deneyimdir.
Hemen silip atmak yerine:
Durmayı,
Duygunun arkasındaki niyeti okumayı,
Esneyebilmeyi seçtiğimizde;
uzun zamandır aradığımız o huzurlu ve güvenli alanı inşa edebiliriz.
Sonuç: Hayata Esneklikle KatılmakHayat katı olanı kırar, esnek olanı ise korur. Tıpkı rüzgarda bükülen ama kırılmayan fidanlar gibi...
Bugün kendinize küçük bir es verme şansı tanıyın ve şu soruyu sorun: "Hayatımın hangi alanında bir tavşan gibi dağa küstüm? Nerede hemen kestirip atmaya çalışıyorum ve nerede kendime biraz alan tanısam güzelliklerle karşılaşacağım?"
Duygularınızı misafir edebildiğiniz, katılaşmadan bağ kurabildiğiniz ve esneyebildiğiniz hafif bir gün dileğiyle...
SEVGİYLE
PB