
Hayat bizimle sadece sakin meditasyon minderlerinde, doğa yürüyüşlerinde ya da derin tefekkür anlarında konuşmaz. Bazen evren, mesajını çok daha gürültülü, çok daha somut ve can sıkıcı bir yolla kapımıza bırakır: Patlayan bir mutfak borusu, günlerce çözülemeyen bir su kaçağı ya da ardı arkası kesilmeyen teknik aksaklıklar...Yaklaşık bir haftadır evimde tam olarak böyle bir mücadele veriyorum. Önce mutfakta başlayan, tam bitti derken küçük banyoya sirayet eden, orası yapıldı derken büyük banyoya geçen, adeta tüm evin tesisatını köşe bucak gezen bir sızıntı hikayesi bu. Fiziksel olarak yorucu, evi toparlama çabasıyla geçen günler... Ama biz ne diyoruz hep? Yaşamın işaretlerini okumak. Yaşadığımız hiçbir şeyi sadece "basit bir teknik arıza" diyerek geçiştiremeyiz. Niyetler ediyor, cevaplar bekliyoruz; işte o cevaplar bazen önümüze çıkan bir tüy, bazen birinin ağzından çıkan bir söz, bazen de evimizdeki bu sızıntılar olarak geliyor.Peki, tüm evi gezen bu su kaçağı bize neyi anlatıyor?
Psiko-spiritüel yaklaşımlarda su elementi; duyguları, sezgileri ve bilinçaltını temsil eder. Evimiz ise bizim güvenli alanımız, ruhumuzun dış dünyadaki yansımasıdır. Tesisat sistemindeki sızıntılar, aslında hayatımızda "artık içeride tutulamayan, taşan ve yüzeye çıkmak isteyen" bastırılmış duygusal enerjilere işaret eder. Mutfaktan (yaşamı beslediğimiz, ürettiğimiz alandan) başlayıp arınma ve yüzleşme alanları olan banyolara sirayet eden o su, aslında içeride biriken, zihnimizin "bıdı bıdı"sıyla sıkıştırdığımız bir şeylerin artık görünür olma çabasıdır.Zihnimiz mantıken neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilse de, içeride bir yerde bir yara, bir birikmişlik varsa sistem bunu bir şekilde patlatıyor. Ben bu aralar zihnen sakin ve sabırlı kalmaya çalışırken, içeride bir yerlerde sıkışan enerjinin evimin duvarlarından sızarak kendine bir çıkış yolu bulmasını izledim aslında.
Ben yapım gereği son derece sakin, ılımlı ve sabırlı bir insanım. Öfkelendiğim anların sayısı çok azdır. Çoğu zaman o agresyonun negatif enerjisinden çekindiğim, o karanlık alanın içinde debelenmek istemediğim için "ete süte dokunmayan", uyumlu kalmayı seçen bir karakterim var. Ancak sistem tam da bu noktada devreye giriyor ve diyor ki: “Bu sakinlik her zaman doğru mu?”Ev sahibiyle ve üst katla sakince iletişim kurmaya çalışırken fark ettim ki; sen aşırı sakin ve alttan alan bir yerde durdukça, karşı taraf tamamen kendi bencil önceliklerine ("ben, ben" demeye) odaklanıyor. Senin çok acil ve hayati olan ihtiyacın ise kenarda köşe kalıveriyor. O an fark ettim: Fazla uyumlu kalma çabası, aslında kendi sınırlarımızı çiğnetmenin kibar bir yolu olabiliyor.Tam bu süreçte, günlüğüme yazarken geçmişte yaşadığım bir olayı hatırladım. Online bir siparişimin iptali ve para iadesi için günlerce tatlı dille, sakince beklemiştim. Ne zaman ki mesai bitimine kadar bu işin çözülmesi gerektiğini net, kararlı ve "Ben buradayım!" diyen bir üslupla ifade ettim, para o gün yattı. Evren bana aynı aynayı bu su kaçağıyla bir kez daha tuttu: “Pelin, artık elini masaya vurma zamanın geldi.”
Biz öfkeyi hep yıkıcı, kırıp döken, negatif bir canavar gibi kodlarız. Oysa öfkenin ilkel ve çok şefkatli bir işlevi vardır: Sınırları korumak.Şefkat, her zaman karşı tarafa "canım benim" demek değildir. Bazen şefkat, kendine duyduğun öz saygıdan ötürü kontrollü bir şekilde, etrafı yakıp yıkmadan, ama sesini netleştirerek "Bir dakika, ben buradayım ve şu an alanım ihlal ediliyor" diyebilme cesaretidir. İşte buna şefkatli öfke diyoruz.Hepimiz bu dünyaya bir tekamül, yani gelişim ve dönüşüm süreci için geldik. Hayatımızdaki işimiz, ilişkilerimiz, evimiz, hatta başımıza gelen teknik aksaklıklar bile sadece bu dönüşüme vesile olmak için var. Sistem bana bu su sızıntısıyla, aşırı sakinliğimin arkasına sakladığım o kontrol mekanizmasını bırakmamı ve gerektiğinde sınırımı çizmek için o masaya elini vurmaktan korkmamam gerektiğini öğretti.Şimdi aynayı size çevirmek istiyorum: Hayatınızda aşırı uyumlu, aşırı sakin kalarak neleri gözden kaçırıyorsunuz? Kimlerin "ben, ben" demesine izin verirken kendi ihtiyaçlarınızı sessizce kenara itiyorsunuz? Hayat size şu an hangi sızıntıyla, hangi aksaklıkla "Durdur şu zihnini ve sınırını çiz" diye bağırıyor?Unutmayın; yaşamın işaretlerini okumak kıymetlidir. Ve eğer kendinizi korumanız gerekiyorsa...Elini masaya vurman gerekiyorsa da vur kardeşim. Kendine duyduğun şefkatle, sevgiyle ve dimdik ayakta durarak.
SEVGİYLE
PB