
Senede iki defa (biri yaz, biri kış döneminde) gerçekleşen o özel dönemin ikincisindeyiz: Sabah Kakao döngüsü! Bugün bu döngünün 11. gününden sizlere sevgiyle selam veriyorum.Her sabah, yarım saat boyunca Kübra ile birlikte muazzam bir alanı tutuyoruz. Günün enerjisine göre akan o sohbetler, aslında hepimizde bambaşka dönüşümlere vesile oluyor. Her 21 günlük döngünün enerjisi ve akışı gerçekten çok başka, çok değerli. Eğer bu dünyayla ilk kez tanışıyorsanız, kanalımdaki "Kakaolu Sohbetler" serisine mutlaka göz atmanızı öneririm. Oradaki 4 videoyu izleyip, bonus meditasyonları da yaparsanız ruhunuza mis gibi bir alan açmış olursunuz.
Bugün aslında kökteki bir meseleden, "niyetten" başlamak istiyorum. Benim hayatımda niyet; günün akışını belirleyen, beni dengede tutan ve girdiğim her çalışmada beni adeta topraklayan, çapalayan bir güç. Niyet kavramıyla gerçek anlamda tanışmam ve onun bende bir anlam bulması, Meltem Reyhan’ın Niyet Defteri ve onun niyet tanımıyla oldu.
Peki, nedir niyet? Örneğin, olumlama ile niyet arasındaki fark nedir?
Niyet ile beklenti arasındaki fark ne?
Sabaha Kakao buluşmalarımızın bir gününde de tam olarak bunu konuştuk.
Ben bunu biraz şöyle tanımlıyorum: Niyet, kalpten bir tohumu toprağa sevgiyle bırakıp arkana bakmadan sisteme teslim olmaktır. Gitmek istediğin yönü seçersin ama oraya nasıl varacağının senaryosunu evrene dikte etmezsin.Beklenti ise o tohumu sürekli topraktan çıkarıp kurcalamak, zihnen süreci çekiştirmektir. Beklentide katı kurallar, şartlar ve bir kontrol arzusu vardır. Niyet bizi özgürleştirirken, beklenti sonuca bağımlı kılar ve bizi hırpalar.Olumlama ise bu yolculukta zihnimizi eğitme aracımızdır. Niyet ruhun ve kalbin yönüyse; olumlama, o yöne yürürken zihnimizin eski, olumsuz kalıplarını yıkmak için kullandığımız şimdiki zaman cümleleridir, bilinçaltı programlamasıdır. Niyet edersiniz, zihni olumlamalarla beslersiniz ve beklentileri serbest bırakıp akışa güvenerek yürürsünüz.
Zihnimiz sürekli o sonucun peşinden koşar.Meltem Reyhan ile o dönemki tanışmamdan beri niyet, her sabah hayatımın bir parçası. Özellikle sabahları köpeğimi gezdirirken niyetlerimi içimden ya da dışımdan mırıldanırım. Gün içinde ne kadar dalgalansam da o niyet cümleleri beni günün sonunda hep aynı merkezde tutar, ayarlar.Daha sonra Şamanik şifa alanlarına girdiğimde de niyetin gücünü bir kez daha gördüm. Şamanizm’de niyet oldukça güçlüdür; çünkü biliriz ki durduk yere bir yere çekilmeyiz, bir şeyi sadece merak etmeyiz. Altında hep derin bir sebep vardır. Kalbinden geçen o ilk saf niyet, senin planlarının da ötesinde her şeyin güzellikle gelişmesine vesile olur. Seni kökten yakalar ve çapalar.
Hayatın içinde bir şeyler yaşarken, o yaşamın sembollerini ve işaretlerini okuyabilmek de en az niyet kadar değerli bir alan. (Bu konuda da hayatımdaki en büyük ustalardan biri yine Meltem Reyhan'dır). Bende içgüdüsel olarak zaten şu yapı hep vardı: Hayatımda standart dışı, sıra dışı bir şey olduğunda, evrenin bana bir şey anlatmaya çalıştığını düşünürüm.Geçen sabah Kübra ile tam da bu semboller dünyasından, Şamanik gelenekteki 4 temel arketipten bahsediyorduk. Hayatı ve insan ömrünü 4 algı üzerinden değerlendiren muazzam bir döngü bu:
İşte tam Kübra ile bu derin sembolleri, hayvan arketiplerini konuşurken, tepemizden bir karga geçti. Karganın sesini dinledik ama o an o kargadan net, spiritüel bir mesaj alamadık. İşte tam o esnada Kübra harika bir cümle kurdu:
"Bazen de sorgulamaya gerek yok. Evet, sembolleri okumak, farkındalıkla yaşamak çok değerli ama... Bokunu çıkarmadan!"
Kusura bakmayın ama bu tabiri burada kullanmak istiyorum, çünkü hayatın çok büyük bir gerçeği. Kübra’nın bu lafının üzerine ben de kendi defterime şu notu ekledim: "Çek sifonu gitsin!"Dışkı nedir? Bedene besini alırsın, faydalı olanı emersin, bedene kalan faydasız kısmı ise vücut dışarı atar. Bu son derece doğal bir süreçtir ve bunu sorgulamayız. Tuvalete gidersiniz ve biter.Peki biz hayatlarımızda ne yapıyoruz? Sürekli o bitmiş, tükenmiş, atılması gereken şeyleri eşeliyoruz. Özellikle ilişkilerde: "Bana niye öyle dedi? Aslında ne demek istedi? Acaba arkasında ne vardı? Neden hasta oldum? Neden bu iş bitti?" Sürekli bir kurcalama, sürekli bir mıncıklama hali...
Bu konuda hayvanlar bize o kadar muazzam birer rehber ki... Daha dün köpeğime bir şey için kızdım. Sonra arkasından çok üzüldüm, "Çocuk haklıydı, niye kızdım ki" diye bütün gün içimde vicdan azabı çektim. Ama dönüp köpeğime baktığımda, o çoktan unutmuş gitmişti! Çünkü hayvanlar anı yaşıyorlar. Oldu, bitti ve gitti. Ölüme bakışları bile böyle; onlar için ölüm bir son değil, sadece bir boyut atlama, bir geçiş. Bizim zihnimiz gibi hikayeler yaratıp düğüm etmiyorlar kendilerine.Sonuç olarak nereye varacağım?Yaşandı, oldu ve bitti. Bazen bir şeyleri kurcalamamak, serbest bırakmak gerekir. O olay yaşandıysa, zaten yaşanacağı kadar konuşmuş, görevini yapmış ve dönüşmüştür. Özellikle olumsuz deneyimlerin ardından, her zaman çok kolay olmasa da, "Vardır bir hayır, vardır bana bir hediyesi" diyebilmek gerekiyor."Keşke olmasaydı" ya da "Niye benim başıma geldi?" diye geçmişi deşmek yerine; "Eyvallah, almam gerekeni aldım" deyip, sifonu çekip yola devam edebilmek dileğiyle...
SEVGİYLE
PB