
Üzerindeki Ağırlıkları Bırak: Bugün Kendine Nasıl Olduğunu Sordun mu?
Güneşli ya da yağmurlu, akşamdan kalma ya da capcanlı… Nasıl bir pazara uyandın bilmiyorum ama şu an bu satırları okuyorsan, arkana yaslan ve derin bir nefes al. Çünkü bugün, üzerimizdeki o görünmez ama ruhumuzu ezen ağırlıklardan konuşacağız.
Bazen hayatın getirdiği fazla sorumlulukları, bazen de hiç üstümüze vazife olmayan yükleri fark etmeden sırtlanıyoruz. Evin çocuğu olman gerekirken bir bakıyorsun evin annesi ya da babası olmuşsun. İş yerinin, arkadaş ortamının, hatta ülkenin ve dünyanın tüm acıları, kıyımları omuzlarına binmiş. Sonra küçücük bir olay oluyor, hani "bunda büyütecek ne var" denilen cinsten... Ama o küçücük şey, senin enerji alanında kocaman bir delik açıyor ve sen o deliğin içinde eziliyorsun.
Kişilerden Bağımsız Bir Hikayedeyiz
Geçenlerde "affetmek" üzerine konuşuyorduk. Bu kelime bazen insana tetikleyici gelebiliyor. Eğer sana da ağır geliyorsa, gel biz buna "hafiflemek ve özgürleşmek" diyelim. Çünkü mesele karşı tarafın haklı ya da haksız olması değil. Mesele, o olayın sende yarattığı ağırlığı taşımaya devam edip etmeyeceğin.
Aslında hepimiz birbirimizin hayatında birer figüranız. Biri sana gelip "beceriksizsin" dediğinde, eğer içeride bir yerde kendine karşı bu inancı taşımıyorsan, o söz seni tetiklemez. Okları dışarıya fırlatıp "Senin yüzünden saçımı süpürge ettim!" diye bağırmadan önce, tatlı tatlı, kendini hırpalamadan içeriye dönme vakti: Ben burada neyi kaçırıyorum? Kendimle olan bağım nerede koptu?
Şehir Hayatında Küçük Bir Şamanik Rutin
Bu hafifleşme ve ruh parçalarımızı toplama hali bir günde olmuyor elbette; pratik istiyor. Ben bu sabah kakaomu hazırladım, mumlarımı yaktım ve çok sevdiğim şamanik bir ritüelle içimi boşalttım. Şehir hayatında kocaman ateşler yakamıyoruz belki ama bir mum alevi ve üç küçük çubuk (kürdan bile olur!) yeterli.
İlk çubuğa içimde beni sıkıştıran ne varsa nefesimle üfledim.
İkinci çubuğa içimdeki o her şeyi çok bilen, sürekli konuşan şahsiyeti üfledim, ateşle dönüşsün diye.
Üçüncü çubuğa ise Pachamama’ya, yani yeryüzüne, dünyanın en güzel halini düşleyerek sevgimi üfledim.
Şamanlar düş kurucudur; kendi acılarından merhem yaparlar. Şu an senaryo kötü gibi görünse de bu karanlığın içinde büyüyen bir ışık var. Tekamül yolculuğunun illa dramatik senaryolarla dolu olması gerekmiyor; bu yolculuğun bereketle, huzurla ve aşkla akması da mümkün. Ben her gün bunu seçmeye niyet ediyorum, sana da tavsiye ederim.
Kapımızın Önünü Süpürme Vakti
Herkes kendi evinin içini temizlese, kapısının önünü süpürse dünya zaten cennet olur. İşte kendi sorumluluğunu almak, farkındalıkla yaşamak tam olarak bu. Bugün hava çok yağmurlu diye havaya sövebilirsin de, "Tamam, bugün de hava yağmurlu, şemsiyemi alıp çıkayım" diyebilirsin de... Yaklaşım tamamen senin seçimin.
Bu sıkışmışlığın içinden kendine nasıl el uzatacağını, bir tohumun dönüşüm yolculuğu üzerinden anlattığım yeni e-kitabım
"Gölgesinde Parlayan" Shopier’de yerini aldı. Profildeki linkten ulaşıp, kendi yolculuğuna tatlı bir rehber edinebilirsin.
Bugün kendine sor bakalım, o büyük kapıları açan o küçücük soruyu fısılda kalbine:
"Bugün nasılım ve neye ihtiyacım var?"
Kendine kulak verdiğin, hafiflediğin harika bir gün olsun!
SEVGİYLE
PB