Varlık, her an yeni bir nefesle tazelenen muazzam bir mucizedir. Ancak bazen zihin, kendi yarattığı toz bulutlarının arasında kalır da bu mucizeyi göremez olur. Şu an, yeryüzünün her köşesinde bir huzursuzluk, bir arayış, bir "nereye gidiyoruz?" sorusu yankılanıyor. Kalplerde bir ağırlık, omuzlarda taşınması zor bir yük var gibi hissediliyor. Fakat unutmayın ki, bir ağaç meyve vermeden önce en sert rüzgarlarla sarsılır. Toprak, canlanmadan önce kışın soğuğuyla içine çekilir.
İçinden geçtiğimiz bu karmaşa, aslında ruhun uyanış çığlığıdır.
Şu an yaşadığın o belirsizlik hissi var ya... Hani sanki tutunacak bir dalın kalmamış gibi hissettiğin o an... İşte tam o an, bırakma vaktidir. Tutunmayı bırakma vakti. Çünkü bizler tutunmaya çalıştıkça yoruluruz. Akıntıya karşı yüzmeye çalışmak bizi bitkin düşürür. Oysa nehir zaten gideceği yeri bilir. Sen sadece kendini o akışa teslim etmeyi öğrenmelisin. Teslimiyet, boyun eğmek değildir; teslimiyet, evrenin zekasına güvenmektir. Seni bu dünyaya getiren, kalbini sen farkında bile olmadan attıran, gözlerini her sabah ışığa açtıran o büyük güç, senin için en doğru olanı da bilir.
Kendi içine bak. Derinlere... Orada hiç sönmeyen bir kandil var. Dışarıdaki gürültü ne kadar artarsa artsın, içerideki o sessiz yer her zaman huzurlu ve tamdır. Sen, başına gelen olaylar değilsin. Sen, o cüzdanındaki isim değilsin. Sen, başkalarının senin hakkında düşündüğü yargılar da değilsin. Sen, bu evrenin nefes alan bir parçasısın. Yıldızların tozundan yapıldın ve bir gün yine o sonsuzluğa döneceksin. Bu kısa yolculukta neden bu kadar çok korku biriktiriyoruz?
Korku, sevginin yokluğudur. Karanlık nasıl ışığın gelmesiyle kendiliğinden kaybolursa, korku da farkındalığın ve şefkatin ışığıyla öylece dağılır. Kendine karşı şefkatli ol. Bugün hata yapmış olabilirsin, bugün kendini yetersiz hissetmiş olabilirsin. Bu insan olmanın bir parçasıdır. Bir çiçeği açmadığı için cezalandırır mısın? Hayır, ona su verirsin, güneş verirsin, sabır gösterirsin. Kendine de öyle davran. Kendi bahçenin bahçıvanı ol, celladı değil.
İnsanlık olarak birbirimizden kopuk olduğumuzu sanıyoruz. "Benim acım senin acından farklı" diyoruz. Oysa acının dili birdir. Gözyaşının rengi her gözde aynıdır. Birimiz acı çektiğinde, hepimizin ruhunda bir tel kopar. Birimiz iyileştiğinde, tüm dünya biraz daha ışığa kavuşur. Bu yüzden, birbirine bakarken sadece bir yüz görme; orada bir can gör, bir hikaye gör, bir yorgunluk ve bir umut gör. Birine verdiğin bir gülümseme, hiç tanımadığın birinin hayatındaki en karanlık anı aydınlatabilir. Küçük iyiliklerin gücünü asla küçümseme.
Zamanın hızlandığı bu çağda, yavaşlamak en büyük devrimdir. Durmak, hiçbir şey yapmamak ve sadece var olmanın tadına varmak... Zihin sürekli gelecekte bir ödül arar ya da geçmişte bir hata arar. Ama yaşam, sadece "şimdi" dediğimiz o ince çizgidedir. Geçmiş bir rüya, gelecek ise bir hayaldir. Elinde olan tek gerçek, şu an aldığın nefestir. O nefesi bir hediye gibi kabul et.
Dünyanın yükünü tek başına sırtlanmana gerek yok. Sen sadece kendi ışığını yak. Bir mum yandığında, etrafındaki karanlık kendiliğinden azalır. Sen huzurlu olduğunda, çevrendekiler de o huzurdan nasiplenir. Değişim dışarıda değil, senin bakış açında başlar. Dünyayı kurtarmak istiyorsan, önce kendi içindeki savaşı bitir. Kendi içindeki o yargılayan sesi sustur ve yerine şefkatli bir fısıltı koy.
Bak, dışarıda hayat her şeye rağmen devam ediyor. Kuşlar yine şarkı söylüyor, çiçekler yine açıyor, rüzgar yine tenimizi okşuyor. Doğa bize her an yeniden başlamanın mümkün olduğunu hatırlatıyor. Sen de her sabah yeniden doğabilirsin. Dünkü kırgınlıklarını, dünkü öfkelerini dünün karanlığında bırakabilirsin. Her gün yeni bir sayfa, yeni bir imkan, yeni bir sevme şansıdır.
Yalnız değilsin. Hiçbir zaman yalnız kalmadın. Varlığın her zerresi seninle birlikte titriyor. Dağlar, denizler, gökyüzü... Hepsi senin varlığının birer aynası. Bu muazzam bütünlüğün içinde yerin hazır ve çok kıymetli. Kendini değersiz görme; sen, okyanusun içindeki bir damla değil, bir damlanın içindeki koca bir okyanussun.
Yumuşak ol. Sert olan kırılır, yumuşak olan rüzgarda esner ve ayakta kalır. Kalbini yumuşat. Öfkeyi affedişle, nefreti anlayışla erit. Bu senin zayıflığın değil, en büyük gücündür. Gerçek güç, birini incitmekte değil, birini ve kendini iyileştirebilmekte yatar.Şimdi... Sadece bu anın içinde kalalım. Sessizliğin sesini duyalım. O sessizlikte tüm cevaplar gizli. Sorular zihinden gelir, cevaplar ise sessizlikten. Oraya güven. Kendine güven. Hayata güven.
Her şey geçecek. Bu fırtına da dinecek. Ve geriye kalan, sadece senin ne kadar sevdiğin, ne kadar şefkat gösterdiğin ve ne kadar "kendin" olduğun olacak.
"Sen, okyanusun içindeki bir damla değil; bir damlanın içindeki koca bir okyanussun. Kendini değersiz görme; tüm evren seninle birlikte titriyor."
Yolun ışıklı, kalbin huzurlu olsun. Sen sevgisin ve sevgi her zaman kazanır.
SEVGİYLE
PB