
Son zamanlarda çevremize, haberlere ya da sosyal medyaya baktığımızda ağır bir bulutun altında gibiyiz. Memleketin ve dünyanın gündemi, ekonomik kaygılar, geçim derdi, belirsizlikler, öfke ve tükenmişlik hissi çoğumuzu sarmış durumda.Geçenlerde bu alanda içerik üreten bir dostumuzun paylaşımına denk geldim; "İnsanlar geçim derdindeyken, dışarıda bu kadar kaos varken kimseye 'Hadi nefesine odaklan, iyiyi çek' diyemiyorum. Bu bana sahte geliyor, o yüzden bir süre yokum" diyerek kabuğuna çekildiğini söylüyordu.Bu karara ve hisse sonsuz saygı duyuyorum. Çünkü herkesin kendi sürecini, kendi vicdanını ve alanını yönetme biçimi farklıdır. Ama ben kendi adıma farklı bir yerden bakıyorum. Evet, hayatta çok büyük zorluklar ve acılar var; bu bir gerçek. Ama aynı hayatta, aynı anda güzellikler ve umut da var.Eğer birilerinin bir tebessüme, tutunacak küçük bir dala ihtiyacı varsa ve ben o eli uzatabilecek bir pozisyondaysam, bunu yapmayı bir sorumluluk ve şifa olarak görüyorum. Çünkü ben bu alandan içerik akıttığımda ve birisi "İyi ki varsın, bugün bana çok iyi geldin" dediğinde, buna aracılık etmiş olmak bana da iyi geliyor, ruhumu besliyor.Peki, dünya bu kadar çıldırmışken gülümsemek gerçekten bir hak mı, yoksa polyannacılık mı?
Bizler toplum olarak ilginç bir kalıpla büyütüldük: "Çok güldük, kesin ağlayacağız" ya da "Şu an her şey yolunda ama dur bakalım, altından ne çıkacak?"Mutluluktan, neşeden ve hafiflikten korkar hale geldik. Sanki dışarıda birileri acı çekerken bizim nefes almaya ya da bir anlığına gülümsemeye hakkımız yokmuş gibi bir suçluluk hissediyoruz. Oysa hayat tek renkli değildir. Hayat; acı ile neşenin, yas ile kahkahanın aynı anda, aynı masada oturduğu devasa bir akış.En büyük acıların yaşandığı yerleri düşünün: Sevdiklerimizi sonsuzluğa uğurladığımız cenazeleri… O ağır atmosferin ortasında bile birden merhumla ilgili tatlı bir anı anlatılır ve masadaki herkes bir anlığına güler, hatta bazen kahkaha atar. Dışarıdan bakan biri bunu garipseyebilir ama aslında o gülüş bir saygısızlık değil; ruhun ve sinir sisteminin tutunduğu bir cansimididir. O anlık tebessüm bir şifadır, bir terapidir.
Hayatta herkesin derdi de, o derdi göğüsleme kapasitesi de kendine özeldir. Bir başkasına küçük gelen bir sıyrık, o anki ruh haliyle bir başkasına devasa bir yük gibi gelebilir. Dışarıdan bakıp kimsenin acısına ahkam kesemeyiz.Ama ben şuna can-ı gönülden inanıyorum: Her dert, kendi şifası ve hediyesiyle gelir.O anın can yangısıyla belki bunu hemen göremeyiz. Ama zaman geçip ilk şok atlatıldığında ve o durumla bir kabulkurulduğunda, o zorluğun bize kattığı şeyi fark ederiz. Belki sınırlarımızı çizmeyi öğreniriz, belki acıyı daha olgunlukla göğüslemeyi, belki de önceden bizi darmadağın eden şeylerin artık bizi sarsmadığını görürüz. İşte ruhun seviye atlamasını sağlayan şey, o zorluğun içindeki gizli hediyedir.Ustamın hep söylediği bir söz vardır: "İyinin de iyisi var." Evren sonsuz bir potansiyel ve zenginlikle dolu. O iyiliği ve güzelliği gıdım gıdım kendine hak gören, sınırları koyan biziz. İyiden korkmayı bıraktığımızda, daha iyisine yer açılır.
Peki, bu kaotik düzende zihnimizi ve ruhumuzu nasıl koruyacağız? Her şeyi yok sayıp Polyannacılık mı oynayacağız? Kesinlikle hayır.Sosyal medyayı açtığımızda haberler üstümüze çığ gibi büyüyerek gelebilir. Üzüleceğiz, kızacağız, tepkimizi vereceğiz; bunlara da yer var. Ancak kendimizi kapatıp karanlık odalara çekilmek bir çözüm değil. Çünkü bizim enerimizden, varlığımızdan, duruşumuzdan beslenen canlar var; çocuklarımız, evcil hayvanlarımız, dostlarımız, hatta yolda göz göze geldiğimiz bir yabancı...İşte bu yüzden günün içinde kendimize "Mikro-Neşe Moment’ları" (Küçük Neşe Anları) yaratmak zorundayız.
Küçük Bir Pratik Egzersiz: Günün karmaşası içinde kendinize sadece 3 ila 5 dakika ayırın. Zihninizi geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin kaygısından çekip "tam şu ana"getirin.
- Sabah yürürken ayağınızın altındaki toprağı hissedin.
- Bir fincan kakaonuzu ya da çayınızı yudumlarken sadece onun kokusuna ve sıcaklığına odaklanın.
- Evcil hayvanınızın tüylerine dokunun, onunla kokulaşın, denizin ritmini izleyin.
- Ve o an zihninize şunu hatırlatın: "Şu an buradayım. Dışarıda ne olursa olsun, şu 5 dakika boyunca güvendeyim ve bu küçük anın tadını çıkarmaya hakkım var."
Bu bir kaçış değildir; bu, günün geri kalanındaki fırtınalarla mücadele edebilmek için ruhunuza koyduğunuz bir yakıttır.
Kötü hissettiğimiz günler elbette olacak. Perdemizi kapatıp oturmak, ağlamak, kabuğumuza çekilmek en doğal hakkımız. Ama bunun bir süresi olmalı. Sonsuza kadar orada kalamayız. Kendi elinden tutup ayağa kalkabilmek, önce kendine sonra da çevrene olan borcundur.Çünkü senin yüzündeki içten bir tebessüm, o gün umudunu kaybetmek üzere olan birinin tutunacağı tek dal olabilir. Bu uçuk bir romantizm değil, kolektif bilincin en yalın gerçeğidir.Yaşam, sadece ve sadece şu anlardan ibaret. İçinde bulunduğumuz anın kıymetini bilerek, zorlukları kucaklayıp içindeki hediyeyi görerek ve iyinin de iyisi olduğuna inanarak yürümeye devam edelim.Bugün kendinize izin verin: Derin bir nefes alın, gökyüzüne bakın ve şartlar ne olursa olsun gülümseyin. O tebessüm önce sizi, sonra dokunduğunuz her yeri iyileştirecek.
SEVGİYLE
PB