Geçen gün, tozlu rafların arasından eski bir defterimi çıkardım. Arada bir içimi döktüğüm, kendimle dertleştiğim o defterin sayfaları arasında bir cümleyle göz göze geldim: "Sınır, sevginin düşmanı değil; onun koruyucusudur."Durdum. Sonra bir cümle daha: "Tohumun filize dönmesi için bir isyan gerekir."
En son 1 Şubat’taki kakao seremonisinde yazmışım. Üzerinden çok zaman geçmiş. Belki ihtiyaç duymadım, belki de o tohum toprak altında sessizce çatlamayı bekliyordu. Ama bugün, tam da doğum günümün ertesinde, bu cümlelerin ne kadar vaktinde önüme düştüğünü anlıyorum.
Dün doğum günümdü. Her sene olduğu gibi içimde o çocuksu heyecanla karşıladım yeni yaşımı. Partiler veya büyük organizasyonlar için değil; ruhumun dünyaya gelmeden hemen önce "Hadi dostum, bir seviye daha atlayalım, artık hazırsın" deyişini kutlamak için. Fakat dijital dünyaya bir adım attığınızda manzara değişiyor. Ekranı kaydırdığım an savaş haberleri, sınırlar, silahlar ve bitmek bilmeyen bir kaos... Altındaki bir yorum ise can alıcı: "Neyin derdindesin? En nihayetinde 2 metre toprağın altına gireceksin, paranı yanında mı götüreceksin? "Evet, bedenimiz o toprağa girecek. Ama o bedenin içindeki "ışık" ne olacak?
Psikolog Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı’nda der ki: "Dışsal koşullar ne kadar zorlayıcı olursa olsun, insanın son özgürlüğü kendi tavrını seçmektir." İşte ben o kaosun ortasında, fotoğraflardaki "ışık halimi" gördüm. Bu bir narsizm değil; bu, dışarıdaki karanlığa inat, içerideki ışığı fark etme sorumluluğudur.
Tohumun filize dönmek için "isyan etmesi" metaforu, bir sistemin dönüşmesi için mevcut düzenin sarsılması gerekir. Felsefeci Friedrich Nietzsche, "İçinde dans eden bir yıldız doğurabilmek için insanın içinde kaos olmalıdır" derken tam da bunu kasteder.Belki de hayatımızdaki o sancılı dönemler, ruhun "artık bu kap dar geliyor" dediği isyan anlarıdır. Eğer bugün sen de bir sıkışmışlık hissediyorsan, bil ki o tohumun kabuğu çatlıyordur. Yeni olanın başlaması için, eskinin bitmesine izin vermek gerekir.
Birçok kadim öğreti ve spiritüel yaklaşım, ruhun bu dünyaya tesadüfen gelmediğini, belirli dersleri öğrenmek için bu "boyutu" bizzat seçtiğini savunur. Dünyaya gelmek, aslında muazzam bir cesaret işidir. Konforlu ve sınırsız bir enerji boyutundan çıkıp, zamanın ve mekânın kısıtlı olduğu, acının ve sevincin iç içe geçtiği bu fiziksel bedene girmek...Ruhumuz dedi ki: "Git ve hatırla. O kaosun içinde kendi ışığını bulmayı dene."Bu yüzden doğum günlerini çok seviyorum. Bu, "İyi ki doğdun!" demenin ötesinde, o ilk büyük cesaret kararını kutlamaktır. Kendini süzgeçten geçirebilme, "Şunu yaptım, bunu yapamadım" diyebilme becerisi, aslında bir tekamül karnesidir.
Yeni yaşımda ve yeni sürecimde cebimde şu iki dersle ilerliyorum:
Peki ya sen?
Bugün aynaya baktığında, dışarıdaki tüm gürültüye rağmen o "ışık halini" görebiliyor musun? İçindeki tohumun filizlenmesi için hangi kabuğu kırman gerekiyor?
Unutma, şu an buradasın! Bu yolu sen seçtin. O zaman hakkını vererek, o "Aferin"i kendine söyleyerek yola devam:)
SEVGİYLE
PB