Son günlerde içimde dönüp duran bir kelime var: tahammül.
Ama bildiğimiz, diş sıkılan, bastırılan, “idare edilen” bir tahammül değil bu. Daha derin, daha incelikli, daha farkında bir hâl.Bir grup ortamında yaşanan küçük gibi görünen bir tartışma, günler boyunca içimde farklı yüzleriyle kendini gösterdi. Birinin yapay zekâ destekli bir içerik üretip bunu açıkça belirtmemesi, bir başkasının buna sert bir dille tepki vermesi… Ve ardından gelen dalga dalga yorumlar. Herkesin kendi doğrusu, kendi yarası, kendi tonu.İlk bakışta bu bir “etik” meselesi gibi duruyor olabilir. Ama biraz durup baktığımda şunu gördüm:
Bu bir tahammül meselesiydi.
İnsanın kendine tahammül edebilmesi, gölgesini de ışığı kadar tanıyabilmesiyle başlıyor.
Hepimizin içinde kabul etmekte zorlandığı taraflar var. Kimi zaman farkında olmadan, kimi zaman savunma hâlinde ortaya çıkıyorlar.Psikolojide gölge kavramı, Carl Gustav Jung’un da söylediği gibi, bastırdığımız ama yok olmayan yanlarımızı anlatır. Gölge düşmanımız değildir. Aksine, bizi dönüştürecek en güçlü müttefiklerden biridir.
Ama onu görmek cesaret ister.Kendimize tahammül edemediğimiz yerde, başkasına tahammül etmemiz neredeyse imkânsızdır.
Bir başkasının sertliği çoğu zaman bizimle ilgili değildir.
Orada bir yara vardır. Ve bir şey o yaraya dokunmuştur.Bu, yapılan davranışı onaylamak anlamına gelmez.
Ama anlamaya çalışmak, saldırıya geçmeden önce bir adım geri durabilmek, olgun bir bilinç hâlidir.Bazen en yapıcı duruş, o kişinin sakinleşmesini beklemektir.
Bazen de şefkatli ama net bir dille sınır koymaktır.Şefkat, “her şeye katlanmak” değildir.
Şefkat, hem kendini hem karşıdakini insan olarak görebilmektir.
Hayat, steril bir alan değil.
En güvende hissettiğimiz yerlerde bile gölgeler ortaya çıkabiliyor. Ailede, dostlukta, ruhsal çalışmalarda, topluluklarda…Yaşama tahammül etmek;
hayal kırıklıklarını, çelişkileri, iniş çıkışları inkâr etmeden,
ama onların içinde kaybolmadan durabilmektir.Bu, kendini yok saymak değildir.
Sessiz kalmak zorunda olmak hiç değildir.
Bu, daha dengeli bir yerden cevap verebilme becerisidir.
Otantik olmak, filtresiz olmak demek değildir.
Otantik olmak, kendi iç sesinle temas hâlinde kalabilmektir.Kendi özümüzle bağlantıda olduğumuzda, tepkilerimiz azalır, cevaplarımız derinleşir.
Çünkü artık savunmadan değil, farkındalıktan konuşuruz.Ve belki de tahammül dediğimiz şey tam olarak budur:
Kendimizle temas hâlinde kalarak, hayatın içinde kalabilmek.Ben bugün bu yazıyı, “haklı olmak” için değil, daha insani bir yerde buluşabilmek için yazıyorum.
İhtiyacı olana gelsin diye
Sevgiyle
PB