
Şu aralar muazzam sporcu performansları izlemeye takılmış durumdayım. 160 kilometre durmaksızın koşanlar, 40 kilometre dik yamaçlara tırmananlar, Ironman yarışlarında sınırlarını zorlayanlar, kıtalar arasında okyanusları yüzenler... Dışarıdan baktığınızda hemen hemen hepimizin "insanlık dışı" olarak nitelendireceği işler bunlar.Ama bir yandan da şunu fark ediyorsunuz: İnsan yapabiliyor. Yani fiziken ve zihnen doğru altyapı kurulduğunda, o sınırlar aşılabiliyor. Meşhur Lucy filmini hatırlarsınız; beynin %90'ı kullanıldığında ortaya çıkabilecek muazzam potansiyele dair fantastik ama derin bir bakış sunuyordu. Bize hep insan beyninin çok küçük bir yüzdesini aktif kullandığımız söylenir ya, işte bu performansları görünce insan soruyor: Biz kendi potansiyelimizin ne kadarına dokunabiliyoruz?
Bütün bu sporcuları ve olağanüstü hikayeleri izlediğimde vardığım en temel nokta şu oldu: Mesele kazandın ya da kazanamadın, yaptın ya da yapamadın meselesi değil.Buradaki gerçek mesele; insanın kendi elinden tutup, o cesaretle o yola çıkabilmesidir. İçerideki sesi —ruhun o hakiki sesini— duyabilmek ve "Evet ya, yapabilirim!" diyebilmektir. Tabii ki bu seviyedeki performanslarda bedensel güç esastır; ancak yanında muazzam bir ekip, destek ve hepsinden önemlisi psikolojik ve mental dayanıklılık yoksa beden tek başına çöp kalıyor.
"Zihinsel dayanıklılık yoksa, bedensel potansiyel tek başına hedefe ulaşmaya yetmiyor. Asıl belirleyici olan, zihnin pes ettiği yerde ruhun ne söylediğidir."
Çoğumuz hayatta bir şeyler yapmak istiyoruz ama bir türlü o ilk adımı atamıyoruz. Hep kendimizi geride tutuyoruz. Kendi kendimize ördüğümüz duvarlar var:
Böyle böyle birçok hayal erteleniyor ve zaman akıp gidiyor. Ancak buradaki hikaye sizden gidip bir dağa tırmanmanızı ya da hemen yarın bir Ironman yarışına katılmanızı istemiyor. Mesele bu değil! Mesele, her gün kendine küçücük bir adım daha ekleyebilmek. Kendi üzerine gidebilmek, içeride can atan o isteği cesaretle eyleme dökmektir.
Yolda olmak kadar, bazen düşmek, kalkmak ve hatta "durmam gereken yeri bilmek" de bu sürecin en değerli parçası. Dün izlediğim bir videoda çok çarpıcı bir örnek vardı. Bir koşucu çocuk, ciddi bir mide problemi yaşadığı için yarıştan çekilmek zorunda kaldı. Aslında vücudu ve midesi birkaç seferdir sinyal veriyor, alarm yakıyordu. Ama çocuk kendini o kadar yıpratmış ve zihnen "Yapacağım, başaracağım!" diye şartlanmıştı ki bedeninin çağrısını görmezden gelmişti. Sonunda büyük bir sıkıntı yaşayarak çekilmek zorunda kaldı.İşte tam da burada durabilmek, kendi bedenini ve sınırlarını okuyabilmek muazzam bir olgunluktur. İlla her hikayenin sonu şampiyonluk veya çizilen kusursuz bir başarı olmak zorunda değil. Durmayı bilmek de bir başarıdır.
💡 Ruhun Sesi ile Zihnin Gölgesini Nasıl Ayırt Edersiniz?
- Ruhun Sesi: Yumuşaktır, mütevazıdır, çok basit ve net şeyler söyler. Mantıken 10 kişiye sorsan 10'u da "Saçmalama, yapamazsın" dese bile, içeride derin bir huzurla "Yap" der. Seni yormaz, sadece sevgilice yola çağırır.
- Zihnin (Ego/Gölge) Sesi: Karmaşıktır, seni manipüle eder, geride tutmak için türlü senaryolar yazar. Bedeninde sıkışma, kaygı ve olumsuz hisler yaratır. Bu sesi duyduğunda durup bir bakmak gerekir; çünkü orada seni sabote eden gölge bir taraf vardır.
Videoda biraz da kendimden ve son dönemdeki projelerimden bahsettim. Biliyorsunuz ben bir müzik öğretmeniyim; ancak geleneksel anlamda "besteci" kimliğim yoktu. Çalgı öğretirim, müziğin teorisiyle ilgilenirim ama spiritüel alanla enstrüman müziğini birleştiren nokta atışı bir hayalim vardı.Tam kendi istediğim frekansta; sözleri mantralar, olumlamalar gibi akıp giden ama altyapısı da tam içime sinen müzikler üretmek istiyordum. Ve bunu yapay zekayı bir araç olarak kullanarak hayata geçirdim!Burada çok net bir duruşum var: "Her şeyi sıfırdan ben yaptım" gibi bir yalancılığa asla soyunmuyorum. Yapay zekanın imkanlarından faydalandığımı açıkça söylüyorum. Lisanslı müzik programlarında taleplerimi girip kendi vizyonuma uygun versiyonlar ürettiriyorum, lisans haklarını alıyorum. Yapay zeka burada muazzam tatlı bir kolaylaştırıcı. Mesele izlenip izlenmemesinden öte, önce kendi içsel pratiklerimde kullanmak, sonra da belki birilerine şifa ve fayda olur diye YouTube'a sunmaktı.
Benzer bir içsel savaşı romanımı çıkarırken de yaşadım. Hiçbir zaman "Ben harika bir yazarım" iddiasıyla yola çıkmadım. Ama kendimi geride de tutmadım! İçimde ciddi bir zihinsel çatışma ve tereddüt yaşasam da, o aracı olma hissiyatına kulak verdim ve romanım e-kitap olarak okuyucuyla buluştu.Şu an içim son derece rahat. Mesele kusursuz olmak değil, o ruhun sesine kulak verip bir şeyler üretebilmekmiş. Hani derler ya, bir şeyler yapmak için hep devasa eğitimler almanız, her şeyin uzmanı olmanız gerekmiyor. Bahsettiğim şey cahil cesareti ya da şuursuzca hareket etmek kesinlikle değil; sadece ruhun o yalın çağrısına adım atabilme cesaretidir.
Ruhunuza dokunmasını umduğum, spiritüel altyapıyla hazırladığımız ilk çalışmamız "Ho'oponopono Healing" YouTube kanalıma eklendi. Dinlemek, hissetmek ve bu yolculuğa ortak olmak isterseniz hepinizi kanalıma bekliyorum!
SEVGİYLE
PB
PARÇAMIZ İÇİN TIKLA