29 Mar
29Mar

Her şeyin çok hızlı aktığı, herkesin bir yerlere yetiştiği ve sürekli "üretmek" zorunda hissettiğimiz bir dünyada; bazen içimizden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Koltukta öylece oturmak, bir noktaya dalıp gitmek ya da sadece nefes almak... Sonra o tanıdık ses fısıldıyor: "Şu an vaktini boşa harcıyorsun, bir şeyler yapmalısın, faydalı olmalısın!"Peki ya o an, sadece durmak en büyük "yapılması gereken" şeyse?

1. Analiz Etmeyi Bırakıp Hissetmeye Yer Açmak

Modern insanın en büyük tuzağı, duygularını birer matematik problemi gibi çözmeye çalışması. Bir kaygı geldiğinde hemen analiz etmeye başlıyoruz: Neden geldi? Ne zaman gidecek? Nasıl yok ederim? Oysa hisler, analiz edilmek için değil, hissedilmek için vardır.Öfke, korku ya da suçluluk... Bunları dramalaştırmadan, hikayeleştirmeden, sadece bedenimizde yarattığı o sıkışmaya bakarak karşılayabilir miyiz? Bir şeyi değiştirmeye çalışmadan ona "alan açtığımızda", o his aslında görevini tamamlar ve dönüşmeye başlar. Zihni susturduğumuzda gelen o boşluk, aslında yeni ihtimallerin doğduğu yerdir.

2. "Fayda" Sadece Hareketle mi Gelir?

Hepimiz sabahtan akşama kadar çalışmanın, koşturmanın "normal" olduğu bir sisteme doğduk. Ama hayatın tek versiyonu bu değil. Bazen sadece kendi içindeki savaşı durdurmak, kendine şefkatli bir alan tanımak; dünyaya yapılabilecek en büyük faydadır.Eyleme geçmek için bazen o "bekleme" odasında demlenmek gerekir. Kendimize bu hakkı tanıdığımızda, o zorunluluktan doğan yorgun eylemler yerini; daha temiz, daha enerjik ve daha hizalanmış adımlara bırakır.

3. Ellerin Şifası ve Ritüellerin Gücü

Bazen zihin çok konuştuğunda, bedeni devreye sokmak gerekir. Mesela bir örgü örmek, bir yün yumuma dokunmak ya da o yünü almak için şehre inmek... Bunlar sadece "hobi" değil, beynin nörolojik bir resetlenme biçimidir.Araştırmalar gösteriyor ki; ellerin ritmik hareketleri beynin korku ve stres merkezlerini sakinleştiriyor. İnternetten sipariş vermek yerine o dükkana gitmek, o yüne dokunmak, o süreci bir ritüele dönüştürmek... İşte bu, anda kalmanın en somut halidir. Eskiden "üşenebileceğimiz" şeyler, farkındalıkla bakıldığında ruhumuzu besleyen birer şifaya dönüşür.

4. Şükür ile Öz-Şefkat Arasındaki Denge

Zor zamanlardan geçiyor olabiliriz; hem bireysel hem de toplumsal olarak. Başka hayatlara bakıp "Benimki de dert mi?"diyerek kendi hislerimizi bastırmak bir çözüm değil. Evet, hayatın kıymetini bilmek, şımarıklık yapmamak önemli; ama kendi içindeki o daralmayı da görmezden gelmemek gerekir.Gerçek şifa; hem sahip oldukların için minnet duyabilmek hem de o anki "yapamama" halini dürüstçe kabul edebilmektir. Kendine şu soruyu sormak çok kıymetli: "Şu an bana gerçekten ne iyi gelir?"

Seçim Senin

Zor anları ortadan kaldıramayız belki ama o anlarla olan ilişkimizi değiştirebiliriz. Tepki vermek yerine nefes almayı, kaçmak yerine durmayı seçtiğinde; hayatın rengi değişmeye başlar. Bugün kendine bir alan aç. Hiçbir şey yapmamanın, sadece "olmanın" tadını çıkar.


SEVGİYLE

PB

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.